Kadın ve demokrasi

Kadın ve demokrasi

Cumhuriyet’i (1923) taçlandırdığımız demokrasi (1950’den bugüne) tarihimizi ‘kadın’ açısından irdelediğimizde, alnımızın açık, yüzümüzün pak olmadığını görürüz.

5 Aralık 2019’da kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilişinin 85. yılını idrak edeceğiz. Zira 5 Aralık, dünyada Kadın Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.

Batı’nın kadın hakları konusundaki geçmişi tek kelime ile yüz karasıdır. Zira kadın hakları konusunda, tarihi süreçte bizden çok gerilerdeler. Nitekim ortaçağda Doğu İslam medeniyetini yaşarken, kadın tıpkı erkek gibi kutsal bir varlık olarak bilinirken, Batı’da kadın, insan bile sayılmazdı.

Bakınız, 1923’te Avusturya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya ve Estonya’da, 1928’de İngiltere’de, 1934’te Brezilya’da kadınlara oy hakkı tanındı. İngiltere’de kadınlara oy hakkı bir asır boyunca tartışıldı.

Bizde ise 1934’teki Anayasa değişikliği ile kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. 1930’lu yılların başında belediyelere encümen, daha sonra da muhtarlık ve ihtiyar heyetlerine seçilme hakkı tanınmıştı.

Kadının seçilme hakkı, Batı’nın birçok ülkesinde bizden sonradır: İtalya’da 1948, Fransa’da 1944, Japonya’da 1950, İsviçre’de 1971. Buna rağmen demokrasi ve kadın temsiliyeti açısından bugün bizden fersah fersah ilerideler.

Oysa yargıda, Batı’nın birçok ülkesinden daha iyi konumdayız. Şöyle ki, görevde bulunan 20 bin 777 hâkim ve savcının 13 bin 284’ü erkek, 7 bin 493’ü kadındır.

Yasamada ise biz daha yeni yüzde 14’lere ulaştık (Meclis’teki kadın milletvekili oranı). Şimdiye kadar yapılan seçimlerde, ortalama yalnızca on kadar kadın milletvekilini Meclis’e sokmuşuz. Oysa bu rakam, daha başlangıçta (1935 seçimleri) 17 idi ve hatta araseçimle bu sayı 18’e çıkmıştı.

O günün koşullarında doğrusu çok ileri bir hamle.

Şimdi gelelim demokrasicilik oyunumuza, yani 1950’den sonrasına.

Demokrasinin erkleri yasama, yürütme ve yargı değil mi? Yürütmede (hükümet) ilk kadın bakanı ancak 46. hükümette (1987) görebildik: İmren Aykut, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Devlet ve Çevre Bakanı.

Kimileri, 70’li yıllardaki darbe dönemlerinde, evinden çağrılıp sözde bakan yapılan Türkan Akyol’u ilk kadın bakan (darbecilerin Nihat Erim’e kurdurdukları sözde hükümette Sağlık Bakanı) zanneder ama onun, ne anayasal ve ne de demokratik meşruiyeti yoktu. O sadece darbeyi sözde şirin ve meşru göstermek için bir kılıftan ibaretti.

Bu durum aynı zamanda, bizim kadına bakış açımızı göstermesi bakımından da ibretliktir: Kadını adeta bir meta gibi görüp ara eleman, dolgu malzemesi olarak kullanmak.

 

Zaten modern dünyada, kadını sadece demokrasicilik oyununda kullanmadığımız kalmıştı, onu da biz yaptık.

Bu şeref(!) de bize yeter!

Geldiğimiz bugünde ise bir siyasi partinin bayan grup başkanvekiline, diğer bir partinin bu kez erkek olan grup başkanvekili ‘Ulan!’ diye hitap edip ‘had bildirmeye’ kalkışıyor.

Meclis’i bu denli olan bir toplumun evini, okulunu, sokağını, çarşısını, dairesini vb varın siz hesap edin.

Sonuçta Batı’da da olsa, Doğu’da da olsa insan hep aynı insandır. Onlar bir asır boyu kadına seçilme hakkı konusunu tartıştı, biz de kadının başörtüsünü.

Görüldüğü üzere, her bir tencerenin dibi diğerinden daha kara.

Bu ayıp da hepimize yeter.

Ne demişti Sadi-i Şirazi: “İnsan bir damla kan, bin endişe!”     

 

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/fuat-bol/kadin-ve-demokrasi-41388883?fbclid=IwAR18bjSz2Pn08NPaDHdZc3KOn--3KwKV57TiuRArEtNHylH58_ykKsvZGjo