Yeni yasama yılı: Kadın örgütleri ne bekliyor?

Yeni yasama yılı: Kadın örgütleri ne bekliyor?

  • facebook
  • twitter
  • linkedin
  • mail icon

METİN BOYUTUAaAa

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Ekim'de yeni yasama yılına başladı. Yeni yasama yılında kadın örgütlerinin ve kadın hakları savunucularının da bazı öncelikli endişeleri ve meclisten beklentileri var.

Endişeler, ağırlıklı olarak, süresiz nafaka konusundaki lobi faaliyetleri, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere şerh konacağına dair duyumlar ve af kapsamına kadın cinayetleri ve istismarına karışmış kişilerin alınma riskine odaklanıyor.

Ortak talep ise, mevcut hakların korunması, ancak uygulama ve uygulamanın izlenme ayağına daha fazla önem verilmesi, bu süreçte de kadın hakları savunucularına ve onların saha deneyimlerine yaygın şekilde söz hakkı verilmesi yönünde.

Meclis Başkanlığı’na sunulan Yargı Reformu Strateji Belgesi kuşkusuz meclisin yeni dönemdeki birincil gündem maddesi.

"Süresiz nafaka" meselesi

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 6 Eylül’de Ankara’da yargı muhabirleriyle bir araya geldiği toplantıda, süresiz nafakaya ilişkin bir soru üzerine de, "Bir sürenin olmasının doğru olduğunu düşünüyoruz, elbette parlamentonun takdiri. Farklı düşünenler de olabilir." diye konuşmuştu.

Gül, ayrıca, Avrupa'da nafaka konusunda bir süre bulunduğunu, çalışmalarda kadının mağduriyetini engellemeyi öncelikli olarak değerlendireceklerini de vurgulamıştı.

Medeni Kanun’un 175. maddesiyle düzenlenen yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ibaresi, 2011 yılında iptal ettirilmek istenmiş, ancak Anayasa Mahkemesi bunun “boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması” olduğunu vurgulamıştı.

Euronews Türkçe’ye konuşan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü, mecliste görüşülecek olan yargı paketinde kadına dair herhangi bir şey olmadığını, bu yüzden de kadın hakları savunucuları olarak tedirgin olduklarını belirtti:

“Nafaka konusunda yeni yasama yılında bir kanun değişikliğine gidilmesi yanlış olur. Bu konunun, kadınlara yeni bir mağduriyet yaratacak ve kadını daha da yoksulluğa düşürecek şekilde gündeme gelmesi hatalı olur. Kadın ve erkeğin statüsünü iyileştirmek için analiz yaparsınız, rapor çıkarırsınız, hangi nedenlerden mağduriyet yaşandığını, bu konudaki sorunları tespit edersiniz, sonra çözüm bulursunuz. Biz daha şu anda sorunun ne olduğunu bilmiyoruz.”

Güllü, yeni yargı paketinde “af” konusunun da kadınların durumunu doğrudan etkileyeceğini kaydetti; zira eşini veya partnerini bıçakla yaralama, taciz etmeden hüküm giymiş kişilerin aftan yararlanıp yararlanamayacağı henüz netlik kazanmış değil.

İstanbul Sözleşmesi'ne şerh mi geliyor?

Günümüzde kısaca “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” de bir süredir gündemde.

Ankara kulislerine göre, mecliste güçlü olan bir lobi, bu sözleşmeye çekince/şerh konması yönünde karar alıcılar üzerinde bir süredir güçlü bir baskı uyguluyor. Bu talepteki gerekçe olarak ise, sözleşmenin “kutsal aile yapısını” dağıttığını, boşanmaların artmasını tetiklediğini ileri sürüyor.

Türkiye, 14 Mart 2012 tarihinde sözleşmeyi, hiçbir çekince koymaksızın onaylayan ilk Avrupa ülkesi olmuştu.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da Güllü’ye göre yeni yasama yılında mercek altına alınmalı. “Zira, bu kanunda düzenlenen ısrarlı takibin altı boş olup, bu konudaki cezai müeyyide de Türk Ceza Kanunu’nda olmalı. Bir kişi başka birini ısrarlı olarak takip ettiğinde ve karakola götürüldüğünde, serbest bırakılıyorlar.”

Güllü, gerek İstanbul Sözleşmesi gerekse 6284 sayılı Kanun’un sahada daha fazla uygulanması gerektiğinin altını çiziyor:

“Uzaklaştırma, 7/24 koruma kararlarının uygulanması, elektronik kelepçe gibi uygulamalar aksıyor. Koruma kararları altı aydan kısa süreler için verilmeye başlandı. Yargı reformunda bir şey yapılacaksa, o da gerek İstanbul Sözleşmesi gerekse 6284 sayılı kanunun gerçek anlamda iyi uygulanmasının sağlanması ve etki analizi yoluyla aksayan noktaların ele alınması gerekiyor.

"Kadın örgütlerinin görüşü alınarak yasa yapılsın"

Türk Kadınlar Birliği Genel Başkanı Av. Sema Kendirci Uğurman ise, yeni yasama yılında “bugüne kadar elde ettiğimiz haklarımıza dokunma niyetinden vazgeçsinler, yeter,” diyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Uğurman, “Bizim beklentimiz mevcut yasalarımızda haklarımıza suiistimal edecek, onları ortadan kaldıracak hiçbir tasarrufun olmaması. Buna tahammülümüz yok. Mevcut yasalara asla dokunulmasın, getirilmek istenenlerin yasal altyapısı da mutlaka kadın örgütlerinin görüşleri alınarak yapılsın,” diyor.

Uğurman, yeni yasama yılında, boşanmanın zorlaştırılması ve aile arabuluculuğunun gündeme getirilmesi konusunda karar alıcılar üzerinde baskı olabileceğine dair endişelerini de dile getiriyor.

“Türkiye’nin taraf devlet olarak taahhütlerde bulunduğu İstanbul sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerin yasakladığı arabuluculuk müessesini getirmeye, boşanmayı zorlaştırmaya çalışıyorlar. Bu konuda yeni yasal düzenlemelerin gelmesini istemiyoruz,” diyen Uğurman’a göre Türkiye’de en büyük sorun yasaların uygulanması, uygulamanın izlenmesi ve raporlaması, uygulamayanlara da müeyyide getirilmesi noktalarında ortaya çıkıyor.

Uğurman da nafaka konusunun yeni yasama yılında Meclis gündemine alınmasına karşı çıkanlardan.

“Medeni Kanun’un 175 ve 176.maddelerinde süresiz nafakaya dair son derece iyi ve akılcı şekilde düzenlenmiş maddeler var. Bu konuda yasal düzenleme yaparak yasayı değiştirmemeleri gerekiyor. Zaten nasıl bağlanacağı, hangi kurumlarda ortadan kalkacağı belli,” diyor.

"Komisyon toplantılarında kadın derneklerine de söz verilsin"

Kadın Adayları Destekleme Vakfı (KA-DER) Başkanı Nuray Karaoğlu, yeni yasama yılında kadın haklarıyla ilgili komisyon toplantılarında sivil toplum kuruluşlarının, toplumun yarısını oluşturan kadınların temsil edildiği derneklerin görüşlerinin alınmasının, demokrasi kültürü ve toplumsal uzlaşı açısından son derece önemli olduğunu kaydediyor ve ekliyor:

“Yasa teklif ve tasarıları hakkında sadece 5 dakika söz hakkı verilmesi, parlamentonun sivil toplumsuzlaştığını bize gösteriyor. STK’ların yasa yapıcılarla ve parlamentodaki komisyonlarla işbirliği içinde çalışması ve birbirlerinin sesini duyabilmeleri gerekir.”

Euronews Türkçe’ye konuşan Karaoğlu da nafaka meselesinin yanıltıcı bilgilerin ötesinde iyi anlaşılması gerektiği düşüncesinde:

“Son dönemde Medeni Kanunumuzda yer alan kadınların nafaka hakkının düzenlenmesiyle ilgili kamuoyuna yanıltıcı bilgiler aktarılmaktadır. Medeni Kanun’un 175. Maddesi boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın karşı tarafın mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceğini öngörmektedir. Bu maddede cinsiyet belirtilmemektedir, iki taraf da nafaka talep edebilir,” diyor Karaoğlu ve ekliyor:

“Nafaka bağlanabilmesi için de ayrıca söz konusu kişinin gelirinin olmaması gerekiyor. Kendisine nafaka bağlanan kişinin yoksulluk koşulları değişirse yoksulluk nafakası da kesiliyor. Yani nafaka hakkı kamuoyuna yansıtıldığı gibi süresiz değil.”

Karaoğlu’na göre; Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve genellikle kadınların yoksul olması nedeniyle yoksulluk nafakası ağırlıklı olarak kadınlara çoğu zaman 200 - 500 TL arasında bağlanırken, yoksulluk nafakasını erkeklerin kadınlara bir lütfu değil, pek çok ülkede olduğu gibi devletin kadınların güçlenmesine ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik tedbirlerinden biri olarak görmek gerekiyor.

“Nafaka yasası değişmemelidir,” diyen Karaoğlu, devletin, bu konuda sosyal politikalar üretmek ve ülkemizde kadınların 1926 yılında elde ettikleri haklarının gerisine düşmelerini engellemekle ve hatta daha fazlasını sağlamaya dönük girişimlerde bulunmakla yükümlü olduğunu kaydediyor.

KA-DER, yeni yasama döneminde, “erken yaş ve zoraki evlilikler gibi kadınları yok sayan, güçsüzleştiren pratikteki uygulamaların ortadan kaldırılması, yaptırımların uygulanmasının yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nin etkin şekilde uygulanması” yönünde adımlar bekliyor.

KA-DER’in bir diğer beklentisi ise, seçim yasasının parti tüzüklerinin yeni baştan eşit temsile cevap verecek şekilde düzenlenmesi yönünde yasal girişimler olması.

“Kadınların karar alma mekanizmalarında temsilinde pratikte önlerine birçok bariyer çıkıyor. Anayasa’nın 10. Maddesi’nde eşitliğe yer veriliyor, ancak eşit temsil konusu uygulamada görülemiyor. Eşit temsil bir vatandaşlık hakkı haline gelmeli, seçim yasaları, parite, fermuar sistemi gibi eşitlikçi yaklaşımlarla değiştirilmeli,” diyen Karaoğlu, sığınma evlerindeki kadınların temel vatandaşlık hakkı olan oy kullanma haklarının önündeki engellerin kaldırılması yönünde de yasal girişim bekliyor.

KA-DER, parlamentoda eşitlik ilkesinin göz ardı edilmemesi, cinsiyetçi söylemlerin kesin biçimde engellenmesi ve Meclis İçtüzüğü’nde olduğu kadar parti içtüzüklerinde bu konuda yaptırımlar getirilmesini talep ediyor.

“Muhtarlık seçimlerinde birleşik oy pusulasına geçilmesi ve Anayasa dilinin her vatandaşın algılayabileceği şekilde sadeleştirilmesi de taleplerimiz arasındadır,” diye ekliyor Karaoğlu.

 

 

 

Kaynak: https://tr.euronews.com/2019/10/01/yeni-yasama-yili-kadin-orgutleri-ne-bekliyor-suresiz-nafaka-bosanma-af-evlilik-kadin-hakla?fbclid=IwAR1uaf9ZUf0XoiZC1zmwN72tuvMxLnNd-bMCoxKntmr2dxLTNkajHVB53Bo