TBMM restoranında yaşanan stajyer öğrenciye cinsel istismar konusundaki haber, bizleri derinden yaralamış ve güven sarsıcı olmuştur. Ancak şunu açıkça söylemek gerekir;
Bu ayıp, sadece failin ayıbı değildir.
Bu olay bir çocuğun hayatında derin bir iz bıraktı.
Ama sorumluluğu tek bir failin üzerine bırakıp rahatlamak, hepimizin çocuklara karşı görevini inkâr etmesidir. TBMM’nin duvarları arasında dahi bir çocuk güvende değilse, hiçbir çocuk güvende değildir.
Bu nedenle mücadele siyaset üstüdür; hukukun, insan haklarının ve en önemlisi çocuğun yüksek yararının mutlak üstünlüğü ile yürütülmelidir.
Bir çocuğun TBMM gibi devletin kalbi olan bir kurumda dahi güvende olamaması; ihmaller zincirinin, liyakatsizliğin, denetimsizliğin ve sorumluluk almaktan kaçınmanın ağır bir sonucudur.
Bu yüzden bugün sorumluluklar geniş bir çerçevede karşımıza çıkıyor:
Stajyer öğrenciyle güvenli bir ilişki kurmayan danışman hocanın,
Öğretmeni ve staj süreçlerini denetlemeyen okul yönetiminin,
Personel alımında liyakati yok sayan süreci yürütenlerin,
Meclis lokantası sorumlusu ve ilgili müdürlerin,
Meclis idaresinden sorumlu amirlerin,
Ortamın güvenliğini sağlamayan bürokratların ve çalışanların,
Durumu görmezden gelen milletvekillerinin,
Olay sonrası üstünü örtmeye çalışan genel sekreterliğin,
Bu meseleyi siyaset üstü bir çocuk hakları ihlali olarak görmeyip yan yana gelmeyen tüm siyasi aktörlerin,
Parti farkı gözetmeksizin kolektif bir duruş sergilemeyen kadın milletvekillerinin, sorumluluktan kaçamayacağı açıktır.
Bugün sosyal medya üzerinden “eleştiriyoruz” sanan herkes, bu çocuğun yalnız bırakıldığı o yapısal çöküşün bir parçasını görmüyorsa, vebalin dışına çıkamaz. Devletin bütün kurumları ve çalışanları, her koşulda çocuğun güvenliğini, esenliğini ve korunmasını öncelemek zorundadır. TBMM dahil hiçbir kamu kurumunda “güvenlik boşluğu” kabul edilemez.
Devlet, çocukları cinsel istismar dahil her türlü fiziksel ve psikolojik şiddetten korumak için önleyici, destekleyici ve etkin mekanizmalar kurmakla yükümlüdür.
Bu olayda önleme mekanizmasının olmadığı açıkça ortadadır. Bu nedenle acilen;
a-)Stajyer ve genç çalışanlara yönelik cinsel istismar risk analizleri yapılmalı, kapalı alan kamera denetimleri, güvenli danışmanlık ve mentor sistemi, rehberlik ve psikolojik destek hizmeti verilmesinin sağlanacağı Sıfır Tolerans Protokolü oluşturulmalıdır.
b-)TBMM’de çalışan tüm personel için uluslararası standartlarla uyumlu, yıllık yenilenen bir sistem içeren zorunlu “Çocuk Koruma ve Cinsel Tacizi Önleme” eğitimi uygulanmalıdır.
c-)Personel alım süreçleri liyakate dayalı yeniden düzenlenmeli ve şeffaflaştırılmalıdır.
d-)TBMM bünyesinde siyasi etkiden tamamen bağımsız, uzman bir mekanizma olmalı, bağımsız bir “Çocuk ve Genç Stajyer Güvenlik Birimi” kurulmalıdır.
e-)Olayın üstünü örtmeye çalışan veya ihmali olan herkes için idari soruşturma başlatılmalıdır.
f-)Tüm siyasi partiler, bu konuyu parti sınırlarının dışında, çocuk hakları ortak paydasında ele almalıdır.
g-)Kadın milletvekillerinin ortak bir açıklama yapması gerekmektedir, bu açıklama siyasetin değil çocuğun tarafında durulduğunu gösterecektir.
Yaşanan bu olay, çocuklarımızın hayatında derin bir iz bırakacaktır.
Bunun sorumluluğunu tek bir failin üzerine bırakıp rahatlamak, hepimizin çocuklara karşı görevini inkâr etmesi olacaktır.
TBMM’nin duvarları arasında dahi bir çocuk güvende değilse, ülkemizde hiçbir çocuk güvende değildir.
Bu süreçten bizleri haberdar eden muhabirlerin, gazetecilerin bir kelimelik haber nedeniyle tutuklandığı bir dönemde bu olayı görünür kılma cesaretleri ise gerçekten alınlarından öpülecek bir çabadır.
İyi ki varlar.
Canan GÜLLÜ
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyon Başkanı