17 Mayıs 1987...
Kadıköy İskelesi’nden başlayan ve Yoğurtçu Parkı’nda büyüyen o yürüyüş, Türkiye kadın hareketinin hafızasına yalnızca bir protesto olarak değil, bir eşik olarak kazındı.
Çünkü o gün kadınlar ilk kez kitlesel biçimde sokakta şunu söyledi:
“Ev içi şiddet kader değildir, susulacak bir aile meselesi hiç değildir.”
Bu yürüyüşün çıkış noktası ise Çankırı’da bir hâkimin verdiği ve erkek şiddetini
meşrulaştıran o utanç verici karardı:
“Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.”
Kadınlar bu anlayışa karşı yürüdü.
“Kol kırılır yen içinde kalır” diyen düzene karşı yürüdü.
Şiddetin üstünü örten ataerkil sisteme karşı yürüdü.
Ve en önemlisi, “özel olan politiktir” diyerek evin içindeki şiddeti kamusal mücadele
alanına taşıdı.
Bugün, o yürüyüşün yıldönümünde biliyoruz ki; aradan geçen yıllara rağmen mücadelemizin nedeni hâlâ ortadan kalkmadı. Kadınlar hâlâ şiddete uğruyor, öldürülüyor, ekonomik ve dijital şiddetle kuşatılıyor. Ama aynı zamanda kadın dayanışması da büyümeye devam ediyor.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu olarak yıllardır sürdürdüğümüz mücadele, tam da 17 Mayıs’ın açtığı yolun devamıdır. 2007’den bu yana işlettiğimiz Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na gelen her çağrı bize şunu gösteriyor: Kadınlar yalnız bırakıldığında şiddet büyüyor; dayanışma örgütlendiğinde hayat değişiyor.
Bugün geçmişi anarken yalnızca bir tarihi hatırlamıyoruz.
Bir cesareti, bir itirazı, bir dayanışma kültürünü büyütüyoruz.
Çünkü kadın mücadelesi zemin kaybetmedi.
Aksine her baskıda yeniden örgütlenmeyi, yeniden ayağa kalkmayı öğrendi.
17 Mayıs’ın mirası bize hâlâ şunu söylüyor:
Kadınların birlikte çıktığı hiçbir yol yarım kalmaz.
Canan GÜLLÜ
TKDF BAŞKANI