Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı Nisan 2026 Veri ve Analiz Raporu Yayında

12.12.2020

Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı Nisan 2026 Veri ve Analiz Raporu Yayında

Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı Nisan 2026 Veri ve Analiz Raporu

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) tarafından yürütülen Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı, 1 – 30 Nisan 2026 tarihleri arasında toplam 183 çağrı almıştır. Bu çağrıların 21'i İstanbul’dan gelmiştir. İstanbul’u 2'şer çağrı ile Ankara, Antalya, İzmir, Kayseri ve Mersin izlemiştir. Bu illerle birlikte toplam 16 ilden çağrı gelmiştir. Bu iller ve çağrı sayıları şöyle sıralanmaktadır:

ANKARA:2 ANTALYA:2 BALIKESİR: 1 ÇANAKKALE:1 ÇANKIRI:1 EDİRNE:1 ELAZIĞ: 1 İSTANBUL:21 İZMİR: 2 KAHRAMANMARAŞ:1 KAYSERİ: 2 MERSİN : 2 MUĞLA:1 ORDU:1 SAKARYA:1 TEKİRDAĞ : 1

Geri kalan aramalar, devam eden vaka takipleri için iletişimin devamlılığını yansıtmaktadır.

En çok çağrının geldiği İstanbul ilinde, aramalarda paylaşılan ilçelere göre dağılım ise şu şekilde olmuştur:

ARNAVUTKÖY:1 ÇEKMEKÖY:1 KÜÇÜKÇEKMECE:3 ÜSKÜDAR: 1

AVCILAR:1 BAĞCILAR:1 BAKIRKÖY:1 BEYLİKDÜZÜ: 1 ESENYURT:3 EYÜP:1 GAZİOSMANPAŞA:1 GÜNGÖREN:1 SANCAKTEPE:2 SARIYER:1 SULTANBEYLİ:1 ŞİŞLİ:1

Çağrıların şehir ve ilçeler arasındaki dağılımı göstermektedir ki, şehirlerin gelişmişlik seviyeleri, sosyoekonomik durumları fark etmeksizin farklı şehir ve ilçelerden şiddet ihbar çağrıları gelmiştir.

15 Ekim 2007’den günümüze Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na gelen toplam çağrı 101.759 olmuştur. Bu çağrılar içerisinde Türkiye’nin tüm illerinden gelen ihbarlarla birlikte çok sayıda ülkeden (Almanya, Fransa, Finlandiya, Portekiz, Suudi Arabistan, İtalya, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Hollanda, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Suriye, İsviçre, İran, Tunus, İngiltere, İsveç, Romanya, Libya, Japonya, Ukrayna, Gürcistan, Kenya, Kanada, Kazakistan, Yunanistan, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Danimarka, Kırgızistan, Brezilya ve Kıbrıs) gelen ev içi şiddet ihbarları yer almaktadır.

2026 Nisan ayı içerisinde Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na ihbarı gelen ve yeni kayıt açılan toplam 42 şiddet vakasının 33'ü ev içi şiddet ihbarıdır. Bu vakaların 27'si kadınların resmi nikahlı oldukları erkekler tarafından maruz bırakıldıkları şiddetin ihbarlarıdır. 10 çağrı sığınma evi talebinde bulunmuştur. Acil müdahale gerektiren vaka ihbarı olmamıştır. 40 çağrıya hukuki bilgilendirme yapılmıştır. 23 çağrı karakola, 7 çağrı ise barolara yönlendirilmiştir. Mahrem görüntülerin rızasız paylaşımına ilişkin 2 çağrı StopNCII.org platformuna yönlendirilmiştir. ILO C190 İş Yerinde Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi kapsamında 1 çağrı avukata yönlendirilmiştir.

Nisan ayı içerisinde hatta gelen şiddet ihbarlarında belirtilen maruz kalanların yaşları 19– 50 arasında değişmiştir. Gelen aramalardaki bazı maruz kalanların yaşları, ihbarcılar tarafından bilinmediği için belirtilememiştir.

Gelen aramalar göstermektedir ki, şiddete maruz kalanlarının büyük çoğunluğu kadınlardır (%94.4). Bu oranı %5.6 ile erkekler izlemektedir.

İhbar edilen şiddet vakalarının önemli çoğunluğu psikolojik ve fiziksel şiddet vakalarıdır (psikolojik şiddet %50.00; fiziksel şiddet %32.15). Bu şiddet türlerinin dışında gelen çağrıların .71'i sosyal şiddet, %3.57'si cinsel şiddet ve %3.57'si ekonomik şiddeti ihbar eden çağrılar olmuştur. Burada şunu belirtmekte fayda vardır; her ne kadar analiz yaparken şiddet türlerini birbirlerinden kavramsal olarak ayırmak kolay olsa da, gerçek hayatta bu durum o kadar kolay olmamaktadır. Çoğu vakada birçok şiddet türü birlikte yer alabilmekte fakat bir ya da iki tanesi maruz kalan üzerindeki derin etkileri nedeni ile diğerlerinden öne çıkmakta ve maruz kalan tarafından dile getirilmektedir. Aynı zamanda fiziksel şiddet dışındaki şiddet türleri, maruz kalan tarafından bilinmiyor olabilir. Ayrıca, farklı şiddet türleri biliniyor olsa dahi ihbarda bulunmak, o konuda yardım talep etmek için yeterince acil ve ciddi bir durum olarak değerlendirilmiyor olabilir.

Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na gelen çağrılar göstermektedir ki, kadınlar en çok en yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete uğramaktadır. Gelen çağrılar kadına karşı şiddetin, en güvenli yer olduğu varsayılan ev içerisinde eşler tarafından uygulandığını göstermektedir. 2026 Nisan ayında, kadınların evli oldukları erkekler %51.4 ile saldırganlar içerisinde en geniş grubu oluşturmaktadır. Aynı zamanda aile fertleri içerisinde genel anlamda ağabey, eski eş, eşin ve maruz kalanın aileleri şiddet uygulayanlar olarak maruz kalanlar ya da ihbarda bulunanlar tarafından belirtilmiştir.

2011 yılında, 11 Mayıs’ta imzaya açılan ve Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin bir “özel alan” değil, insan hakları ihlali olduğunu topluma anlatan en önemli uluslararası metinlerden biri olmuştur. Sözleşmenin imzalandığı dönemde yaratılan toplumsal bilinç; şiddetin görünür hale gelmesi, kadınların haklarını öğrenmesi, kurumların sorumluluklarının tartışılması ve devletin önleyici politika üretme yükümlülüğünün kabul edilmesi açısından önemli bir eşik yaratmıştır.

Ancak sözleşmeden çekilme kararıyla birlikte ortaya çıkan siyasal yaklaşım, şiddetle mücadeleyi hak temelli bir yerden uzaklaştırarak aile odaklı ve korumacı bir bakışa indirgemiştir. Oysa kadınların yaşam hakkını koruyan politikalar ile aileyi güçlendirmek birbirinin karşıtı değil, tam tersine birbirini tamamlayan alanlardır. Şiddetin görünmez kılındığı, kadınların yalnızlaştırıldığı ve cezasızlık algısının büyüdüğü bir ortamda toplumsal güvenin güçlenmesi mümkün değildir.

Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na gelen çağrılar da göstermektedir ki; kadınlar hâlâ en yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete maruz bırakılmakta, psikolojik ve fiziksel şiddet yaygınlığını korumaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nin 15. yılında ihtiyaç duyulan şey, sözleşmenin ortaya koyduğu önleme, koruma, kovuşturma ve politika üretme ilkelerinin yeniden etkin biçimde uygulanmasıdır. Çünkü kadınların yaşam hakkı, eşit yurttaşlık hakkı ve şiddetsiz bir yaşam talebi tartışmaya açık değil, devletlerin temel sorumluluğudur.